Yandaki Menüden Okumak istedginiz  Şiirin Baş Harfine Tıklayınız.
UCA DAĞLARIN BAŞINDAN

Uca dağlarin başından
Perim güle güle gelir
Ondört onbeş nazeninnen
Elin vermiş ele gelir

Yeriyip terliyip izi
Humarlanıp ala gözi
Deriptir deste nergizi
Terin sile sile gelir

Emrah diyer üç-ce bayram
Olam gözlerine hayran
Ya maraldır ya da ceyran
Düşüp çölden çöle gelir



UÇUN KUŞLAR

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akar sular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende -derya gibi- daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.



UÇURUMLAR

Yatıya kaldı ömrüm olmadık acılarda
Yorgan döşek
Anladım ki şu dünyada
Damarlarındaki kana daha ziyade şeyler de eklemek gerek

Kalbim uyuzgezer sanrılarda
Boğuntulu camlarda tütsülenir durur
Nedir nedendir çok mu kötüdür
Arasıra tökezlemek ve diklenmek pahasına

Ancak uçurumlar elverir bana..



Uhrevî Esintiler

Hissediyorum yavaş yavaş ihtiyarlığı,
Çatladı artık hayat rüyâsının billûru...
Kirpiklerimin ucunda ötelerin nûru...
Bir başka aydınlık görüyorum yaşlılığı...

Gençlik tutkularından uzak, hep ötelerde,
Tülleniyor gözlerimde Sonsuz’un serhaddi.
Zaten bir zaman rûhumu saran hayâlimdi,
Şimdi gönlümde ağaran şeyler perde perde...

Artık ne şafak arzusu, ne akşam tasası;
Yok düşüncemde hiçbirinin o eski yeri;
Aynı şey bence dünyânın lezzeti-kederi,
Meltemi-sabâsı ve tûfânı-fırtınası...

Ne eski köşkler, ne yeninin gökdelenleri,
Ne kırların lâlesi, zambağı, papatyası;
Ne yokluğun acısı, ne varlığın safâsı;
Ne de dünün dillere destan ma’mûreleri...

Artık hiçbiri bir şey anlatmıyor kendince.
Felek devirdi hepsinin kâsesini bir bir...
Ve şimdi dalgalanıyor derûnumda tekbir:
"Allah bes bâki heves!" işte hayat bu, bence.

Geceler gündüzlerle içiçe ve aydınlık,
Yıllarca kaderden beklediğim buymuş meğer;
Uğrunda bin ömür fedâ edilmeye değer,
Bir dünyâ ki, yok hiçbir yöresinde karanlık...

Elvedâ gece gazelhanlığına, elvedâ...!
Ve yarasalar yarasalarla kalsın artık.
Işık dalgaları içinde yüzerken varlık,
Karanlığa türkü söylemek bir kuru sevdâ...




Umuda Yalvarış

Nasıl, gidiyor musun yoksa?
Bizi nasıl bırakırsın böyle ortalarda?
Sen gidersen biz ölürüz.
Gitme!
Sen gidersen kim söyleyecek bize o güzel bahar türkülerini?
Sensin tayları kırlarda koşturan.
Sensin minik kuzuları yeşil çayırlara götüren.
Güneş seninle doğar, yıldız seninle kayar.
Gitme umut, gidersen biz ölürüz.
Ölmesek de yaşamak bir kör kuyudur artık bize.
Yaşamak kutup gecelerine benzer.
Sen gidersen kim öğretecek bize sabahları sevinçle kalkmayı?
Çocuklar nasıl büyüyecek?
Kimler o kır şarkılarını haykıracak?
Gitme!
Hem gidersen sen ölürsün.
Sen de bizsiz olamazsın.
Ne istersen verelim:
Horoz şekerimizi, pamuk helvamızı, oyunlarımızı, güzel resimlerimizi, boya kalemlerimizi, yıldızlı pekiyilerimizi...
Bak gitmezsen seni de alırız oyunlarımıza.
Seni de götürürüz deredeki balıklara bakmağa.
Sen de dinlersin rüzgarın sesini.
Sen de büyürsün bizimle.
Sen de koca adam olursun.
Ne olur kal bizimle.


Umut Gazeli

Soyundum çileye dönmemecesine
Bilendim ışıktan gözyaşlarıyla
Acılar umudu buldurur bize
Bir zırha büründüm bu çağa karşı
Edeb senin sabır benim derimdir
Askerler üretir sessiz ve derin
Bayrağa dönüşen alnımdır şimdi
Ellerim ağların mahşer makası
Türkümüz dünyayı kardeş bilendir
Gökleri insanın ortak tarlası