T I K L A Y I N...
Elinizde bir fare
Kuyrugunu taktiniz ceryana
Kuruldunuz ekrana
Ortalik kiran kirana
Tiklayin yavrum tiklayin...
Bir bir degismis imajlar
Gelen giden mesajlar
Yolunu sasirmis insanlar
Yarin ne olcak, kim anlar!
Tiklayin yavrum tiklayin...
Teknoloji hem yerde, hem ayda
Gayda hep ayni gayda
Mertlik, ikinci kez bozulmus ne fayda
Tiklayin yavrum tiklayin...
" Ne yerdesiniz, ne göktesiniz"
Gece-Gündüz Internettesiniz!...
Düsseldorf. 2001
Hasan Sami
Tâ Maverâdan
Rüzâr öyle esti, öyle esti ki,
Her şey uçup gitti, kaldı Yaradan.
Ayna düştü, hayal, perdelerdeki
Bir akiscik gibi çıktı aradan.
Sırtımı uykuda dürtüyor bir el:
Fırla yatağından koşar adım gel!
O bir minicik zar, kabuğunu del!
Seni çağıran var, tâ maverâdan!
(1958)
TAHA'NIN KİTABI-1
Günaydın bana geri gelen şiir
Bana geri gelen anıt
Bana geri gelen kalbim
Bana geri gelen kalbimin ayışığı
Gözleriyle iyileştiren yaralarımı
Kalbim güneşim efendim
Günaydın yüreğimin kuşluğu
Sürekli kuşluğu
Günaydın alacakaranlık
Ama nasıl alacakaranlık
Bizi yataklardan koparan
Dağlara yaklaştıran
Dağlara doğru fırlatan
Grevlerden grevlere koşturan
Yanardağ
Alacasıyla anne karanlığıyla baba
Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla
Kırmızı kırmızı bir karasevda
Siyah siyah bir kuş lamba
Hız kazanmış kristal camlarla
Gelen ve giden
İçimizde ve dışımızda
Son durak İstanbul
İlk durak Ankara
(...)
-Taha kapının önünde- 37
(...)
Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş
Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada
Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven
Dört duvardan yavaş yavaş gelen
Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru
Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu
Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner
Bir ses ki asur kabartmalarından beter
Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı
Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı
Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir
Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar
Ergenin şeytan aldatmacaları
İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin
Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar
Her hastalık bir putun kırılması mı demek
Putların toptan kırılması mı demek ölmek
(...)
-Yanardağ kıyısında yaşama- 51
Yukarda bir yanardağ
Kızgın küllerini savuruyor
Bu ölü şehrin üstüne
İşte bu şehre alıştı Taha
Kırağı çalmış evlerine
Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla
Çağıran gecelerine alıştı Taha
Geceye bir alkol gibi alıştı
Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Ancak geceleri rastlanılan köpeklere
Tütün kokan kedilere
Kesin kesin alıştı
Yalnız sahaflarında grev yok
İşçiler lağımları akar bırakmış
Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler
Bir semtine yerleşti
Özler durur öbür semtini
O nerdeyse cehennem orası sanki
TAHTA KALE
Gövdesi ince uzun, eliyse peynir ekmekli
Beni mi süzüyor ne, çay mı içiyor ne, anlamadım
Bir asker, öyle bir asker ki, doğduğu günden beri izinli
Dünyaya izinli, kadına izinli, sevmeye izinli
Bilmem ki nasıl olmuş her yerden çıkıvermişler
Ürkek ve devamlı insan yüzleri.
Güneşler gidiyor camlarda, Bayburt'ta akşam yemeği
Kolunu kaldırıyor biraz, yüzünü ekşitiyor biraz,
biraz da Donkişotvari
Biriyse elini atmış durmadan karıştırıyor
Cebini karıştırıyor, güldükçe gülüyor kadının biri
Güldükçe gülüyor ya da gülmüyor işte güldükçe
Adamla sıkıntı çatılmış silahlar gibi.
Çocuksun, anlamıyorsun, süslemişler her yeri
Dokunsan ağlayacak, konuşsan
susmayacaklar bir daha
Elleri vardır bilseniz, durmadan bizi gösterir elleri
Baksanız bakılırlar, sevseniz sevilirler kimseye benzemeden
Biri de bir kadındır alınmış efsanelerden
Bir kadındır güzelim unutmuş erkekleri.
Bu sandık, tahta sandık, üstünde gül resimleri
Yanında bir adamla sanırım doğu illerinden
Üç asker tıraş olmuş, beyaza kesmiş yüzleri
Şeker mi yiyorlar ne, düş mü kuruyorlar ne, anlamadım
Belki de bir Tanrısı var acının, hüznün, ayrılığın
Ki durup dururken öyle ansızın yürüdükleri...
TAKVİM
Çok zaman geçti seni görmeyeli sevgili
Hasret, duygularımın kraliçesi oldu artık
Takvim kaçı gösteriyordu gittiğimde, hatırlamam
Hangi ay olduğunu da bilmem
Doğrusu ben senden ayrılışımı hatırlamak istemem
Ama bir gün mutlaka dönerim ben
Takvim Ocak’ı gösteriyor bugün
Ben belki bu ay gelirim
Yanımda belki alıştığımız kış havasını,
Belki de küresel ısınmayla dengesi bozulmuş gazı getiririm
Hem doğum günüm vardı 12’sinde belki hatırlarsın,
Belki de beraber kutlarız, sen bana kalbini hediye edersin belki de
Ben belki Ocak’ta gelirim
Ben belki de Şubat’ta gelirim
Yanımda kışın bahara dönüşünü ve
Bazen 28, bazen de 29 gün çeken kararsızlıkları getiririm
Hem belki kendim de bu kararsızlıkları alarak, kararlı sürgünümü bitiririm
Ben belki Şubat’ta gelebilirim
Belki de Mart’ta gelirim ben
Yanımda bahara geçişin şaşkınlığını ve
Karlı, yağmurlu havanın güneşe dönüşünü getiririm
Eskiden yılın başlangıcı kabul edilirmiş ya bu ay;
Bizim de kavuşmamızın başlangıcı olur belki bu ay
Ben Mart’ta gelebilirim
Belki de Nisan’da gelirim ben
Baharın canlandırdığı çiçeklerin açışını beraber seyrederiz
Ben birkaç papatya toplarım bahçeden ve birlikte hayallerimize dalarız
Nisan’da açan çiçekler gibi, aşkım da açar kalbinde belki
Hasret çektiğimiz günlere inat, baharın neşesini yaşarız
Ben belki Nisan’da gelirim
Belki Mayıs’ta da gelebilirim ben
Yanımda yaza dönmeyi tasarlamayı ama bir türlü cesaret bulamamayı getiririm
Tıpkı benim gibi, kararlılıkla ayrılıp da yanından,
Bir türlü geri dönmeye cesaret edememeyi getiririm yanımda
Seninle olmak için deliriyorken, sana bir türlü dönememeyi getiririm
Ben belki Mart’ta gelirim
Belki Haziran’da da gelebilirim ben
Çok güzeldir Haziran günleri
Orada da farklıdır güzelliği bu günlerin
Çok yakışır oralara ve en önemlisi sana Haziran ayı
Hem şair demiş ya; Haziran’da ölmek zor, diye
Ben de zorlamayacağım kendimi be sevgili, ölmek her zaman zor bana aslında
Sensizlik her zaman zor
Ben belki Haziran’da gelirim
Belki de Temmuz’da dönerim ben
Yanımda terden göle dönmüş bir vücut getiririm
Ruh yorulmuş, bitkin fakat kavuşmanın sevinciyle mutluluk yüklü
Temmuz kurutmuş gülleri, yakmış bedenimi ama belleyememiş kalbimi
Temmuz bana aşkını alevlendirmekten başka bir etki edememiş
Korkmam ben Temmuz’un sıcağından
Çünkü daha kötülerini gördüm, sana kavuşamamayı gördüm
Belki Temmuz’da gelirim ben
Ağustos’ta uygun aslında gelmem için
Yanımda en güzel aşkların, en önemlisi de bizim aşkımızın başlamasının hatırı
Cebimde Ağustos’ta tanıştığımızda yazılan aşk mektupları
Ben Ağustos gibi, hırslı ve geri dönmeye meyilli
Ama güze dönmek değil benimkisi Ağustos gibi
Sana dönmek benimkisi, sensizliğe bir darbe vermek
Ben Ağustos’ta da dönerim
Eylül’de dönerim belki de
İçimde ufak bir hüzün, güzün ilk belirtileri havada
Ve Yapraklar sararır –korkuyla- döküleceği günü beklerken
İçimde bir umuttur Eylül ayı
Herkese aynı tepkiyi vermez ama Eylül ayı
Yaşamayı bilene gösterir güzel yüzünü,
Hayatı sahiden yaşayanlara açar fırtınalı peçesini
Bir umuttur içimde Eylül ayı
Sana dair anılarımın ayıdır Eylül ayı
Bakarsın ben Eylül’de gelirim
Ekim’de gelirim belki de
Bırak hüznü, boş ver Ekim’in kasvetini ve burukluğunu,
Ben yok ederek yalnızlığımızı,
Kara bulutların içinden, fişek gibi gelirim
Yalnızlığa, kasvete, acıya pabucunu ters giydiririz biz birlikte oldukça
En azından tüm bu kötülükleri yok etmek için,
Ben Ekim’de gelirim
Belki Kasım’da da gelebilirim ben
Ayrılık rüzgârlarını güneşe çevirmeye,
Sensizliği senli yıllara çevirmeye hazırım ben
Ben bu kasvetli havayı değil,
Umut dolu bir gökkuşağını yanımda getirmeye hazırım
Bak ben belki Kasım’da gelebilirim
Belki Aralık olur döneceğim ay
Aralık olur buluşma tarihimiz
Yıl isimli trenin son vagonuna yetişebilirim belki
Ya da;
Dur diyebilirim Yıl gemisine
Dümeni iskeleye çevir derim kaptana ve atlarım yeniden kalbine
Ben belki Aralık’ta gelebilirim
Bu kadar yazdım sana,
Fakat yine de bilmem ne zaman geleceğimi
Belki bu yıl gelmem, gelecek yıl gelirim
Gelecek yıl da gelemem belki, sonraki yıl gelirim
Belki yıllarca dönemem geri
Belki hasretle yazılmış satırlar doldurur dizeleri
Ne zaman dönerim, bilmem
Ama bir gün mutlaka dönerim
Ayrılığa bir darbe vurulacaktır tarafımdan elbet
Ve kavuşacaktır gönüllerimiz
Ne zaman olur, bilmem
Ama bir gün mutlaka dönerim ben…
Berkan Kara
Tam Otuz Yıl
Tam otuz yıl saatim islemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
TAKİS PETRULAS'IN BARBA HRİSTOS'A ŞİİRİ
onu yine gece yarısı götürmüşler
yaralı yüreği ve buzukisi masada
kuru ekmek şarap yarım şiirler
yıllardır görmediği bir çocuk resmi
eksik kalan eksik bırakılan şeyler
yazdığı son mektupta söylemişti
gurbetse eğer benim için kendi ülkem
bir yol, parlak yıldızların yolu
dikenli tellerin arasında bir yol
zeytinlerin limonların arasında.
sürgünde izbe barakalarda birlikte
kucaklardı seslerimiz yükselir göğe
hey zor günlerin, acıların kapetanı
yine yükselecek yüreğimizin şarkıları
ne nöbetçi dinleyecek ne dar kapı
kara bulutlar ayak altına girecek
gür beyaz kağıtlarda barba hristos.