O ADAM
Arama hiç boşuna
Gitti artık o adam
Gerek yok gözyaşına
Öldü artık o adam
Bu alkışlar hep sana
Eserine baksana
Uğrunda yana yana
Söndü artık o adam
Yoksun artık kalbinde
Yoksun artık dilinde
Bu sevdadan sayende
Döndü artık o adam
Seni nasıl severdi
Üzerine titrerdi
Bir mum gibi eridi
Söndü artık o adam
Çok geç kalbin ansa da
Alev alev yansada
Sana çoktan elveda
Dedi artık o adam
Kızıp sahte aşklara
Kaçıp en uzaklara
Senide topraklara
Gömdü artık o adam
O BENİM ŞİMDİ
Gelde gör sevgili, kendi eserini
Bırakıp gittiğin.o sevgilinmi
Belkide dersin sen, avare deli
Dertlerle dolaşan, o benim şimdi
tarumar olmuş, dökülmüş her yanı
Yüzünden okunur, tüm acıları
Karanlık sokağın, yoktur sabahı
Acılarla yatan, o benim şimdi
Kalmamış ne yazı, nede baharı
Vurduğun o darbe, yıktı hayatı
Herkesin olmuş ah, dil maskarası
Çaresiz yaşayan, o benim şimdi
O Zaman
ben o zaman
"kabarmaya başlamıştı göğüslerini
mavi jarse altında, utanan
tiftik hırkasıyla ince
mavi kuş bedeninden
dirsekleri açık dizleri kapalı"
her neyse.. geçti geçmişti
ben o zaman
"salim bir nevroxa dönüştürerek
dize ve dirseğe ait endişelerini
herkeslerin herkeslerin olduğu
o toplantı yerine yürüdü"
O şiirin hakkını verendi…
O şiirin hakkını verendi…
Bir akşamüzeri kuytu köşende
Serencamımla baş başa kaldığım bir zamanda,
Kulağımı yumuşacık okşayan okunan mısralar,
Kimsenin vakıf olmadığı bir zeminde,
Çölleşen göz pınarlarımdan
Damlaların akmasına vesile olmuştu.
Okuna şiir Yağmur isminde bir gülistandı.
Yağmur şiirini dinlerken,
Efradıma dahi malum olmayan bu yaşlar
Neşet etmişti yıllar önce...
Bu vesileyle tanıdım güzel insanı...
Geçen günlerde şehrimize gelmişti
Erciyes şiir festivali sebebiyle...
Hatta uçakta gelirken
Daha önce aşina olduğu Erciyes dağı
Ve etekleriyle alakalı yazdığı bir şiirin
Dörtlüğünü okumuştu ekranlarda...
Bu nadide insan Şair Nurullah Gençti…
Hususen davetli olduğum bu programa,
Organizenin başında bulunan ama
Manadan anlamayan bir kartpostal
Çocuğu nedeniyle gidememiştim.
Oysa genel sekreter beklediğini söylese bile...
Belki biraz kötü bir huydur benim ki...
Kırılırsam, manam kayboluyor...
Dağların tepelerini, ovaların çiçeklerini koklamak
Daha hoş geliyor o vakitler.
İçimde sakladığım sızı dinmese de,
Ancak şiirlerle anlamlaştığına inanıyorum.
Biliyor musunuz, keş keleri hiç sevmem...
Ama gönlüm isterdi ki
Sizin taltif ettiğiniz kıvamda bulunsam.
OĞLUM
Sen de haklısın be oğlum!
Gün gösteremedik sana bu dünya da.
Ne sana bir gelecek,
ne umut verebildik.
Ne bundan sonra sen gülecek,
ne bugüne kadar biz gülebildik.
Hep ağladık be oğlum!
Hep ağladık.
Seni, bir okula bile salamadık.
Biliyorum be oğlum!
Gözün kaldı senin de.
Ne vardı üç sandalye ile,
bir tahta masadan başka evin de?
Oğlum,
Seni, Etiler de doğurmadı ki anan.
Nasıl olsun senin, boğaza nazır bir evin,
ya da üstü açık araban.
Sen,
Pamuk tarlasında doğdun be oğlum!
O güneşin bağrında seni,
pamuk tarlasında doğurdu anan,
hem de sana,
bir gelecek bile hazırlayamadan.
Bir gün sen de büyüyecek,
Sen de anlayacaksın be oğlum.
Fakirliğin,
o dayanılmaz acısını.
Ve,
Niye çekti anam diyeceksin,
Benim için bu doğum sancısını
İşte o zaman haykıracak,
Bana, isyanlar edeceksin.
Belki de zavallı ananın,
kaderine bile tüküreceksin.
Ve Oğlum,
Şöyle bir, düşüneceksin kendi kendine.
Dünya ya, geldiğini niçin.
Kaderine yan oğlum sen kaderine,
Doğdun beş dakikalık zevk için.
Okul Çıkışları
hep o çocuklar
uça uça
güneşe doğru
kucaklarında
tıka basa
lunaparklar
OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.