Yandaki Menüden Okumak istedginiz  Şiirin Baş Harfine Tıklayınız.
N Olur Bağışla Beni

Hep isyânla geçirdim, vaktimi bunca zamân
Ne cürümler işledim, mel'ânetim pek yaman
Geldim, kapına durdum, dilenirim el-amân
Çok mahcûbum Yâ Rabbî, n'olur bağışla beni...

Söylenecek sözüm yok, varmaz ki buna dilim
Kabahâtlerim büyük, su götürmez bir milim
Karşında boyun büktüm, kaldırıp iki elim
Çok pişmânım Yâ Rabbî, n'olur bağışla beni...

Aczimi unutup da, Zâtın'ı hiçe saydım
Emrin'e aldırmayıp, dâim Nehyin'e kaydım
Nâdimim ama şimdi, günâhlarımdan caydım
Tevbekârım Yâ Rabbî, n'olur bağışla beni...

Mağlûb oldum nefsime, isteklerine kandım
Üç günlük hayât zevki, hiç bitmeyecek sandım
Boşa geçen günlere, bir âh çekip de yandım
Çok üzgünüm Yâ Rabbî, n'olur bağışla beni...

Âsî, dîvâneymişim; Buyrukların'a karşı
Yazık, aldattı beni, Dünyâ denilen çarşı
Gözümden akan yaşa, şâhid tuttum bak Arş'ı
Çok mahzûnum Yâ Rabbî, n'olur bağışla beni...


NAFTALİN

Eksik olan
bir yanı vardı aşkımızın
bir filminde
üç beş figüran dövüp
ata binmemesi
gibi cüneyt arkın'ın

Haberin olsun
vermedim eskiciye
yırtık ayakkabılarımı
nasıl ayrılırım ki onlardan
kapınızın önünde
az mı çıkarıp
giymiştim

Naftalinledim bende kalan yün kazağını
söylemiş miydim size
naftalin
ki güvelere karşı kullandığı
kimyasal silahıdır
anıların.



NARA BENZERDİN

Nara benzerdin bir zamanlar, çoktun! N'oldu
Sana! Kırk atlı çıkardın dağa, yüz atlı
İnerdin dağdan. Kurşun bitmez tabancanda,
Atın şahlanır, kırbacın ıslık çalardı.
Miçoydun isteyince, kaptandın, korsandın;
Martıydı, buluttu, engindi yamacında.
Şarap fıçılarına yaslanır limanda,
Doğudan batıya usulca kayıp giden
Mavna dizilerine bakardın Zaman'ın.
Avcıydın, eski taşlara sinmiş günleri,
Tavşan yakalar gibi, çeker çıkarırdın
Kulağından. Bizans surları doruğundan
Bir Osmanlı vakti düşerdi ellerine.
Aşınmış tahtalara sürerdin yüzünü.
Hani paslı kancalarla çiviler! N'oldu
Damında kediler sevişen ev, rüzgârın
Tuzlu tüylerini döktüğü arka sokak!
Yitirdi çoktan düşlerindeki çocuklar,
Kumsala çekilmiş ölü kayıklar gibi,
Gecesiz gözlerinde yeşil ya da mavi
Bir güneşe benzer o öfkeyi! Kırıldı
İnce belli bardaklar. Küpeçiçekleri
Kavruldu gitti tozlu camların ardında.
Kenar semtleri İstanbul'un! Sisli, ılık
İlkyaz günleri! Cumbalar, şahnişler! Kızın
Yüzü, atın boynu, arabanın dingili
Bir kahve peykesinde verirdi kendini.
Duvar sürüp gider sessizliğin boyunca.
Ordan bir perdenin gülü, burdan bir zakkum
Dalı, sevinçler, aşklar toplardın torbana.
Üstüne serçe sürüsü inmiş, o mutlu
Ağaca benzerdin, deniz kokan yollarda
Şiirler düştü mü aklına! N'oldu sana!
Boşaldın, susuz değirmene döndün şimdi


NASIL YAR DİYEYİM

Nasıl yar diyeyim ben böyle yare
Mecnun edip çöle saldıktan sonra
Alemin bağında bülbüller öter
Giden benim gülüm solduktan sonra

Coşkun sular gibi çağlamayan yar
Gönlünü gönlüme bağlamayan yar
Benim şu halime ağlamayan yar
Daha ağlamasın öldükten sonra

PİR SULTAN ABDAL'ım sürem bu yolu
İnsanın kamili olmuşam kulu
İster yağmur yağsın isterse dolu
Gidem ben ummana daldıktan sonra



Nasıl Öderim

Bugün yalan dünya, yarın ahiret
Sen imdat etmezsen kime giderim.
Bu borcun altından kalkmak marifet,
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Sayende karıldı bu aşkın harcı
Sabrınla örüldü kalesi burcu,
Gözümde büyüyor bir şükran borcu,
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Ne hata, ne özür, ne kusur gördün,
Ne günah işlesem sen mazur gördün,
Yıllardır ne rahat ne huzur gördün
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Nasıl yaramazdım, nasıl haşarı,
Bir gün evci idim, beş gün dışarı,
Ödülsüz kalır mı bunca başarı,
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Bana bahar verdin, kendin kışladın,
Ben azar bekledim sen alkışladın,
Ben ceza bekledim sen bağışladın,
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Ne yalan söylesem sen gülüp geçtin,
Ne günah işlesem sen silip geçtin,
Ne kadar yenilsem sen galip seçtin,
Ben senin hakkını nasıl öderim?

Sen nöbet beklerken viranelerde,
Ben efkar dağıttım meyhanelerde,
Ömrüm de tükendi bahanelerle,
Ben senin hakkını nasıl öderim?
Ben senin hakkını nasıl öderim?



NAZIM`IN 100. DOĞUM GÜNÜ

Vay be vay anasını be
Vay benim ellerimde serpilip gelişen hayat
Vay benim
Aydınlık düşlerime
Saplanan hançer
Vay benim puslu yollarında
Düşüp kalktığım yurdum
Düşmüşüz iki kollu uçurumun
İki sarkık yanına
Yüzlerini ayaklar altına almış
İnsanlar yürüyor
Kendi göğünden uzak uçurumlara
Zulmün pençesine düşmüş özgürlüğüm
Can telef etmekte
Sanayi yollarında
Nazım Hikmet
Vatan hainliğine devam ediyor hala
II
Bugün
Yüzüncü yaşına ayak basıyor Nazım
Sakın demeyin ha
Ölümden sonra yaş mı sayılır
Sayılır lan sayılır
Adam gibi yaşayana ölüm mü olur
Onlar
Tek duvaklı gelinin
Gerdeğine girer gibi
Girdiler toprağın koynuna
Hücre hücre sararak yurdu
Ölümsüzlüğe kulaç atarak
Aştılar ölüm denizini
Onlardan bir çığlık kalır
Sokaklarda yansıması dinmeyen
Ölümsüzleşirken sevda
Ölümsüzleşir isyan
Yıllar öncesinin yansıması
Çınlıyor kulakları da
Amerikanın yarı sömürgesiyiz
Diyor Nazım
III
Ustaya hırlaşıyor
Kan buğusunda dişlerini ısıtanlar
Salyalı dudaklardan
Dehşeti dökülmekte yaşamın
Çok şükür, çok şükür
Ölsem de gam yemem gayri
Sonunda kurtulduk yarı sömürgecilikten
Şimdi
Tam sömürgesiyiz Amerikanın
Emek işkenceye mahkum
Umut dar ağacında
Yargısız katledilmekte hayat
Şimdilerde
Deli dolu akıyor koyağında sular
Başlarını çarpa çarpa taşlara
Nazım Hikmet
Vatan hainliğine devam ediyor hala
Bir dolar bir buçuk milyon
Efendilikten kurtardık köylüyü
Kölesi yaptık yoksulluğun
İzavura lar bize ağlıyor şimdi
IV
Bütün kirlenmelere
Kapattıkça kapılarımızı
Alıcılarımızdan girdiler
Odamızın sıcaklığına
Önce kültürlerimizi yozlaştırdılar
Sonra çaldılar duygularımızı
Gün geçtik çe
Kendi maymununu yarattı sermaye
Haber dediler
Pisliklerini döktüler eteklerinden
Kim kiminle yatmış
Kimin şeyi kimin neresinde
Piç ettiler yaşamı
Piç ettiler serpilip gelişen hayatı
Şimdi
Medya maymunlarının
Salyalı dudaklarından
Hortumlananm kanı dökülmekte
Emekçi halkımın
İki bacak arasına asılmış sevda.
Yoksulluğun-
Bekareti satılmakta otel odalarında.
Şose boylarında aç kadın
Doyurabilmek için bebesini
Sarkık memelerini okşatmakta
Yüzünü yitiren insana
v
Fabrika kapılarında
Makina lar dan değersiz
Kendi mezarına kazmakta emekçi
Kul edilmiş insanlık kula
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala

Vay be vay anasını be
Tükürmeli böyle yaşama
Nereden nereye geldik böyle
Vay benim
Çürümüş damaklarımda
Kırılıp dökülen dişlerim
Henüz çiğnenmeden çalınmış lokman
Vay benim omuzdan düşen kolum
Vay benim bir defa bükülüp
Bir daha doğrulmayan belim
Nereye böyle ayaklarım
Niçin susarsın dillerim
Neden görmezsin gözlerim
Baksana, duysana, görsene
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala
VI
Nasırlanmış
Çatlak derisinden
Kanımı sızdıran
Ellerim
Bırak yazma gayrı
Yarına kalsın güzel sözler
Sevdalar aşklar
Tutkularım aydınlık özlemim
Sakın ha Abidin
Sakın çizme
Mutluluğun resmini
Hele bir sürelim maviye yelkenleri
Hele bir varalım gelecek o günlere
Sakın ha Abidin
Sakın çizme mutluluğun resmini
Bir umudum kalsın yarına
Bak gül yanaklı bebesini emziren
Anneler
Zehir içiriyor bebesine
Sarı balık yitirdi rengini
Sakın ha Abidin...
Bu kahır öldürsün beni
Çizersen
Çürütürler mutluluğu
Kırılır direncim
Gelecek nesle kalsın
Mutluluğun resmi
VII
..
Biraz daha bekle be Abidin
Hele bir hanımeli açsın
Tanyaların çığlıkları açsın balkonlarımızda
Güneşe başkaldırsın
Utancını kasketin altına saklayanlar
Gözden kaçan gerçeğin
Dile düşen adıdır isyan
Hasret yangını
Dudaklarımdan
Özgürlük türküsü dökülsün hele bir
Hele bir
Yürek diretilsin
Diş bilensin
Yarınsız kalışlara
Kırılsın bilekte zincir
Yıkılsın hücreler
Sevdam ulaşsın bulutlara
Baksana Abidin
Nazım usta
Vatan hainliğine
Devam ediyor hala
Vııı
Özgür bir dünya düşlerken
Hortumlandı damarımda kan
Emek yenik düştü
Kasalarını vatan sayanlara
Afrikalılar gibi yaşıyoruz da
Avrupalaştık diyoruz
Kendi kabuğuna çekilmiş
Cevahir yürekliler
Sarhoş ağızlara yenik düşmüş
Direniş türkülerim
Barlar pavyonlar
Devrimci tüketiyor
Kafatasçı üretiyor
Salyalı dudaklarda sarhoş naralar
Umut ayaklar altında
Emek katlolmakta fabrikalarda
Nazım Hikmet vatan hainliğine
Devam ediyor hala...
IX
Yüz yıllık
Bir direniş türküsü Nazım
Bazen şiir olur
Bazen türkü
Bazen kaygısıdır kan içicilerin
O şimdi
Başı göklerde bir çınar
Çalamamışlar güneşini
Rüzgarlara bırakmış şiirlerini
Onun türküsü gelir uzaklardan
Rüzgarın kanatlarıyla
Dağlar türkü söylüyor
Nehirler ağlıyor
Kalemim
Pis yüreğime
Dalıp dalıp çıkıyor
Kahpeliğin ırkçılığın
Ve satılmışlığın
Yüreğimde sevdası Nazım`ın
Ellerimde isyanı
Yıllanmış bir çınar
Başı yıldızlarda
Yüzüncü yaşında
Vatan hainliğine devam ediyor
Nazım Hikmet RAN hala
OCAK 2002